Gönüllü Ülkücüler
Kendisi de ülkücü olan Avukat Can Özbay, ülkücülerin bu işlere “zaten gönüllü olduğuna” dikkat çekiyor:
“Ülkücüler zaten gönüllü, devleti tehlikeye düştüğü an zaten mücadele vermeye gönüllü. Bunların kullanılmasına gerek yok ki. Onlara devlet adına, devletin menfaati için, devletin yararı için birtakım görevler verilmiş olabilir. Bunu ülkücülerden başka yapacak grup yok. Yani bunu PKK yapmaz, komünistler, sosyalistler yapmaz. Onlar zaten devleti yıkmak için çalışıyorlar. Ülkücülerden başka Türk devletinin maruz kaldığı tehlikeler karşısında birtakım önemli görevleri devletine sadakatle yapacak başka bir grup olmadığı için, ülkücüler tabii olarak görevlendirilmiş olabilir. ”
Aslında MHP deyince akla sadece bir tek isim, Başbuğ Alpaslan Türkeş’in ismi geliyordu. Ama sokakta süren savaş içinde bazı isimler ön plana çıkmaya başladı. Bu isimlerden özellikle ikisi çok önemliydi: Ülkü Ocakları Genel Başkam Muhsin Yazıcıoğlu ile yardımcısı Abdullah Çatlı… Çiftçi için Çatlı bir arkadaş, bir ülküdaştı: “Arkadaşımızdı, devamlı görüştüğümüz, beraber olduğumuz, aynı kaderi paylaştığımız bir ülküdaşımızdı” diyordu.
Yaşar Yıldırım ise onu başka bir söylemle tanımlıyordu:
“Abdullah Çatlı vatanı, milleti çok seven; vatanı, milleti ve memleketi için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan, canını, malını, istikbalini her şeyini feda eden çok yiğit bir Müslüman Türk çocuğuydu. Bu arkadaşımız çok kabiliyetli, çok becerikli, yürekli bir arkadaştı. Yani Çeçenistan in Şamil Baseyev’i gibi bir arkadaşımızdı. “
Gladyo ve Kontrgerilla
Çatlı’nın genel başkan yardımcısı olarak görev yaptığı Ülkü Ocakları’nm son Genel Başkanı Yaşar Yıldırım, bu kritik iddiayı yanıtlarken Celal Kazdağlı’ya şöyle dedi:
“Biz ülkücü harekete girerken böyle bir Gladyo ‘nun varlığından da habersizdik. Böyle bir organizasyonun olduğundan da habersizdik. Binlerce, yüz binlerce, milyonlarca arkadaşımızın da bu husustan hiç haberi yoktu. Haa… yaptıkları işler bu Gladyo veya Kontrgerilla denen birimlerin işine yaradıysa veya onlar bizi yönettiyse, ki bilmiyorum, haberim yoktur, ama biz böyle bir yapının içerisine girmedik. ”
1970lerin sonuna doğru Türkiye’de siyasal tansiyon doruk noktasına çıkmıştı. Sol hareket yükselirken, sokağa devleti koruma gerekçesiyle ülkücüler sürüldü ve silahlı bir çatışma sokakları kana buladı. Cinayetler, sabotajlar, suikastlar, katliamlarla Türkiye, koşar adım bir askeri müdahaleye doğru sürükleniyordu. İbrahim Çiftçi o dönemde önemli bir görev yaptığı inancında:
“12 Eylül öncesinde Türkiye, Sovyetler Birliğinin veya Sovyet Rusya’nın yayılma politikalarının dışında görülmeyen komünizmin, komünizm stratejisinin tehlikesi altındaydı. Bu mücadelede ülkücüler Türkiye’yi bir Afganistan olmaktan veya Rusya ‘nm peyki olmaktan kurtarmıştır. Bu mücadeleyi vermiştir ve bugün eğer beraberce konuşa biliyorsak, bu mücadelenin ürünüdür. Türk milletinin müstakil olarak ayakta kalmasının mücadelesini verdik. O ‘örtülü istila’ dediğimiz iç harpten galip çıktık biz ve Türkiye bu noktadadır Allah ‘a şükür, eğer bir hizmet verebilmişsek biz ancak bahtiyarlık duyarız. “
Gladio Örgütler
İtalyanca Gladio, Kılıç demekti. İtalyanlar bu sözcüğün gerçek anlamıyla ancak 1988 yılında tanıştılar. O yıl, küçük bir italyan köyü8 yakınlarında şüpheli bir aracın aranırken patlamasıyla üç kişi öldü ve gizli bir örgüt tesadüfen ortaya çıktı. İtalya’da NATO bünyesinde kurulan bu gizli örgütün adı Gladio’ydu.
Soğuk Savaş yıllarında Amerikalılar, komünizmin yayılmasını önlemek için CIA desteğiyle çeşitli Avrupa ülkelerinde paramiliter örgütler kurmuşlardı. Amaç, komünistlerin gerilla savaşma karşı, kontrgerilla faaliyeti yürütecek birimler oluşturmaktı. Komünizmin en güçlü olduğu İtalya’da başlayan bu faaliyet, kısa zamanda tüm NATO ülkelerine yayılmıştı. Hazırlıklar o kadar gizli yürütülüyordu ki, bu gizli örgütün örtülü faaliyetlerinden bazen başbakanların bile haberi olmuyordu. Gladio, kadrolarını kurmak için çok da elverişli bir kaynak bulmuştu: ikinci Dünya Savaşı’nda nazilerin yanında saf tutup, savaş sonrası işsiz kalan faşistler, bu yeni mücadelede tetikçi olarak görevlendirileceklerdi. Onlara “Artakalanlar” deniliyordu.
Örgüt, savaş tutsağı olarak çok iyi korunan kamplarda tutulan önemli nazileri buradan kaçırarak çekirdek bir kadro oluşturdu. Kısa zamanda çeşitli Avrupa ülkelerinde faili meçhul cinayetler, bombalı sabotajlar, kanlı saldırılar gerçekleşmeye başladı. Gladio, bu eylemleri bazen solcuların üstüne atıyor, bazen de bu yolla halkın devlete bağlılığım artırmayı amaçlıyordu. 40 yıl süren bu faaliyet, nihayet 1990 kışında italya’da açığa çıktı ve arkası çorap söküğü gibi geldi.9 Gladio’nun faaliyetleri bütün NATO üyesi ülkelerde birer birer ortaya çıkarıldı; meclisler ayağa kalktı, hükümetler devrildi. Yalnızca tek bir ülke bu temizlik kampanyasının dışında kaldı: Türkiye.
Bir tek Türkiye’de Avrupalı gladyatörlerin örtülü uzantıları açığa çıkarılamamış, “Kılıç” düğümü çözülememişti.
Ama Abdullah Çatlı’nm cenazesindeki bildiri O’nun örtülü bir savaşta yan tutup, bir kılıç gibi savaştığını söyleyerek her şeyi açığa vurdu. Bildiride denildiği gibi bu hizmeti kimse anlamamıştı. Ta ki Susurluk kazasına kadar.
3 Mayıs 1988′de Kuzey Sagrola yakınlarında Peteano köyü. 9 Savcı Felice Casson, Peıeano’da bulunan silah ve patlayıcıların İtalyan Gizli Servisi SlSMl’nin deneliminde olan depolarda saklandığını saptadı. Jandarmaların ölümüne neden olan üç neofaşisti ömür boyu hapse mahkûm ettirdi. Yargılama sürecinde bir general ile bir yarbayın soruşturmayı saptırdığını belirledi. Ve S1SM1 arşivlerinde çalışma yapmak için Başbakan Andreotti’ye başvurdu. Ocak 1990′da yaptığı başvuruya uzun süre yanıt alamadı. Savcı Felice, 20 Temmuz 1990′da Andreotti ile görüştü ve SISM1 arşivine girdi.
Izmir-Bursa karayolundaki kazadan gelen ilk haber, dikkatleri araçta bulunan üç isme topluyordu:
İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak ve Inter-pol’ün bütün dünyada aradığı ülkücü Abdullah Çatlı…
ilk ikisi, kamuoyunun tanıdığı isimlerdi. Ama kazada ölen ve üzerinden “Mehmet Özbay” kimliği çıkan üçüncü kişinin aslında Abdullah Çatlı olduğu yarım saat sonra bütün gazete ve televizyon bürolarına gelen esrarengiz telefonlarla bildirildi. Çath’ya ilişkin bilgiler ortaya çıktıkça kuşkular büsbütün arttı. Acaba Çatlı devletle iç içe eylemler yapan bir Kılıç mıydı? Acaba Gladio’nun Türkiye’deki ayağı ya da Türk gladyatörlerinin lideri miydi?
Ergenekon - Artakalanlar Bölüm 2
Bu korkunç ifade, 17 Kasım 1980 günü Haluk Kırcı tarafından Ankara Sıkıyönetim Savcılığı’na verildi. Kırcı, daha sonra iıikâr edeceği ifadesinde4 12 Eylül öncesi Ankara Bahçelievler’de Türkiye İşçi Partili 7 genci öldürmelerini işte böyle anlatıyordu. Bu ifade, verildikten 16 yıl sonra bugün daha da anlam kazandı. Çünkü Kırcı’nın ifadesinde “Büyük Reis” diye söz ettiği, arabayı kullanan ve silahı alan “Abdullah” adlı kişinin soyadı Çatlı idi.
7 TlP’li davasından hafızalarda üç kilit isim kaldı. Cinayetleri üstlenen Haluk Kırcı, o davada idama mahkûm oldu. 10 yıl yattıktan sonra infaz hesabı “yanlış” yapıldığı için 26 Nisan 1991′de salıverildi. Yanlışlık anlaşılınca yeniden aranmaya başlandı. Ama sırra kadem basmıştı.5 Sanıklardan ibrahim Çiftçi’nin idam cezası Yargıtay’dan döndü.6 Toplu kıyım davasının “Büyük Reis”i Abdullah Çatlı ise, o dönem yakalanamadığından yargılanamadı, lnterpol tarafından aranırken, Bahçelievler katliamından 18 yıl sonra kuşkulu bir trafik kazasında öldü.
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesi’nin 19 Aralık 1985 tarihCenazesi, eski ülküdaşları tarafından ancak şehitlerin sarılabildiği Türk bayrağına sarılarak sloganlar arasında kaldırıldı.7 Cenazede ülkücülerce dağıtılan bir bildiri aslında her şeyi anlatıyordu:
“Yıllar var ki, ülkemiz örtülü bir savaşın içinde. Abdullah Çatlı bu savaşta yan tuttu. Yan tutmakla kalmadı, risk aldı, bedel verdi. Abdullah Çatlı kılıç gibi savaştı, lakin kimse anlamadı. ”
E:1984/55, K:1985/311 sayılı gerekçeli kararının 21-22 sayfalarında “Sanık Haluk Kırcı, hazırlık soruşturması sırasında bazen Askeri Savcılığın gerek görmesi, bazen de sanığın müracaat etmesi üzerine yedi kez ifade vermiştir. Bu ifadeler içinde gerçeğe en yakın olan ve olaylara uygunluk arz eden ifade sanık Haluk Kırcı’nın 17 Kasım 1980 tarihinde Askeri Savcılıkça alınan ifadesi ile yine aynı gün tutuklama mahkemesinde hâkime verdiği ifadelerdir” görüşü yer alıyor.5 Haluk Kırcı, 10 Ocak 1999′da Kartal’da yakalandı. Susurluk çetesine üye olmak suçundan 4 yıl hapse mahkûm oldu. 18 Mart 2004′te 2. kez yanlışlıkla tahliye edilen Kırcı, Şubat 2005′ıe Ukrayna’da yakalandı. Türkiye’ye getirilip hapse kondu.
Bu davanın sanıklarından İbrahim Çiftçi Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesi’nin 19 Aralık 1985 tarih ve E:1984/55, K:1985/3U sayılı kararı ile öteki sanıklar Ömer Yavuz Hacıömeroğlu, Abidin Şahiner, Mehmet Kundakçı ve Kadir Temir ile birlikte beraat ettiler. Çiftçi Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz’ü öldürmek nedeniyle idam cezasına çarptırıldı. Cezası Yargıtay’dan döndü. Yıllar sonra MHP Genel Başkan Adayı oldu.
7 Çatlı 5 Kasım 1996′da Kurşunlu Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra üç bin kişinin tekbir sesleriyle Nevşehir’de toprağa verildi. Törene BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanı sıra yeraltı dünyasından Drej Ali (Yasak) ve Feridun Öncel gibi isimler de katıldı.
Ergenekon - Artakalanlar Bölüm 1
Susurluk’ta olup bitenleri tam olarak anlayabilmek için 18 yıl öncesine, 9 Ekim 1978 gününe dönmemiz gerekiyor. Türkiye’yi sarsan bu tartışmanın başrol oyuncuları, 18 yıl önce bir geceyansı Bahçelievler’de bir evin2 önünde buluşmuşlardı, içeride Türkiye işçi Partili 7 genç vardı.3 Dışarıdakiler, saat 01.30 sıralarında TlP’lilerin bulunduğu dairenin kapısını iki kez çaldılar. Gelen, azraildi.
“Kapı açılır açılmaz içeri girdik. Hepsini yere yatırdık. Ne yapacağımız konusunda talimat almak için Abdullah’a birini gönderdik. Abdullah eter ve pamuk vermiş, ‘Hepsini tek tek bayıltıp öldürelim’ demiş. Dışarı çıkıp, arabada bekleyen Abdullah’la konuştum. ‘Evde öldürmek zor olacak, ikişer ikişer götürüp öldürelim’ dedim. ‘Olur’ dedi. İki kişiyi Büyük Reis’in arabasına bindirip Eskişehir yoluna götürdük. Müsait bir yer bulup ikisini de yere yatırıp kafalarına ateş ettik. Geri döndük. Böyle zor olacağını anlayınca Abdullah, ‘Tek tek boğalım bunları’ dedi. Bir tanesini zorla boğdum. Diğer dördünü bu şekilde öldürmek de zor olacaktı. Arkadaşları gönderdim. Sonra da sedirin üzerinde bulunan dört kişiye yakın mesafeden ateş ederek mermilerin hepsini boşalttım. Silahı da götürüp Abdullah’a verdim. ”
3 Kasım 1996 Pazar günü 06 AC 600 plakalı 1996 model Mersedes 600
otomobil, 20 RC 721 plakalı 1982 model Ford kamyona saal tam 19.15′te
çarptı. 2 Bahçelievler 15. Sokak 56/2.
Serdar Alten, Osman Nuri Uzunlar, Latif Can, Salih Gevenci, Faruk Ersan,
Efraim Ezgin, Hürcan Gürses.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Duis vitae risus ut lectus adipiscing mollis. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturient montes, nascetur ridiculus mus. Suspendisse potenti. Mauris condimentum erat vitae elit. Aliquam laoreet sem sit amet tellus. Vestibulum vel urna tristique erat vehicula malesuada. Nam scelerisque. Nam molestie cursus urna. Aenean ac dui. Mauris laoreet. Curabitur augue nulla, semper quis, ultrices non, facilisis eget, urna. Ut in lectus.