Gönüllü Ülkücüler

By Ergenekon | Mayıs 3, 2008
Under: Artakalanlar
Comments: No Comments »

Kendisi de ülkücü olan Avukat Can Özbay, ülkücüle­rin bu işlere “zaten gönüllü olduğuna” dikkat çekiyor:

“Ülkücüler zaten gönüllü, devleti tehlikeye düştü­ğü an zaten mücadele vermeye gönüllü. Bunların kullanılmasına gerek yok ki. Onlara devlet adına, devle­tin menfaati için, devletin yararı için birtakım görev­ler verilmiş olabilir. Bunu ülkücülerden başka yapacak grup yok. Yani bunu PKK yapmaz, komünistler, sos­yalistler yapmaz. Onlar zaten devleti yıkmak için çalı­şıyorlar. Ülkücülerden başka Türk devletinin maruz kaldığı tehlikeler karşısında birtakım önemli görevleri devletine sadakatle yapacak başka bir grup olmadığı için, ülkücüler tabii olarak görevlendirilmiş olabilir. ”

Aslında MHP deyince akla sadece bir tek isim, Başbuğ Alpaslan Türkeş’in ismi geliyordu. Ama sokakta süren sa­vaş içinde bazı isimler ön plana çıkmaya başladı. Bu isim­lerden özellikle ikisi çok önemliydi: Ülkü Ocakları Genel Başkam Muhsin Yazıcıoğlu ile yardımcısı Abdullah Çatlı… Çiftçi için Çatlı bir arkadaş, bir ülküdaştı: “Arkadaşımızdı, devamlı görüştüğümüz, beraber ol­duğumuz, aynı kaderi paylaştığımız bir ülküdaşımızdı” diyordu.

Yaşar Yıldırım ise onu başka bir söylemle tanımlıyordu:

“Abdullah Çatlı vatanı, milleti çok seven; vatanı, milleti ve memleketi için hiçbir fedakârlıktan kaçın­mayan, canını, malını, istikbalini her şeyini feda eden çok yiğit bir Müslüman Türk çocuğuydu. Bu arkada­şımız çok kabiliyetli, çok becerikli, yürekli bir arkadaştı. Yani Çeçenistan in Şamil Baseyev’i gibi bir arkadaşımızdı. “

Gladyo ve Kontrgerilla

By Ergenekon | Mayıs 3, 2008
Under: Artakalanlar
Comments: No Comments »

Çatlı’nın genel başkan yardımcısı olarak görev yaptığı Ülkü Ocakları’nm son Genel Başkanı Yaşar Yıldırım, bu kritik iddiayı yanıtlarken Celal Kazdağlı’ya şöyle dedi:

“Biz ülkücü harekete girerken böyle bir Gladyo ‘nun varlığından da habersizdik. Böyle bir organizasyonun olduğundan da habersizdik. Binlerce, yüz binlerce, milyonlarca arkadaşımızın da bu husustan hiç haberi yoktu. Haa… yaptıkları işler bu Gladyo veya Kontrgerilla denen birimlerin işine yaradıysa veya onlar bizi yönettiyse, ki bilmiyorum, haberim yoktur, ama biz böyle bir yapının içerisine girmedik. ”

1970lerin sonuna doğru Türkiye’de siyasal tansiyon doruk noktasına çıkmıştı. Sol hareket yükselirken, sokağa devleti koruma gerekçesiyle ülkücüler sürüldü ve silahlı bir çatışma sokakları kana buladı. Cinayetler, sabotajlar, suikastlar, katliamlarla Türkiye, koşar adım bir askeri mü­dahaleye doğru sürükleniyordu. İbrahim Çiftçi o dönemde önemli bir görev yaptığı inancında:

“12 Eylül öncesinde Türkiye, Sovyetler Birliğinin veya Sovyet Rusya’nın yayılma politikalarının dışında görülmeyen komünizmin, komünizm stratejisinin teh­likesi altındaydı. Bu mücadelede ülkücüler Türkiye’yi bir Afganistan olmaktan veya Rusya ‘nm peyki olmak­tan kurtarmıştır. Bu mücadeleyi vermiştir ve bugün eğer beraberce konuşa biliyorsak, bu mücadelenin ürü­nüdür. Türk milletinin müstakil olarak ayakta kalma­sının mücadelesini verdik. O ‘örtülü istila’ dediğimiz iç harpten galip çıktık biz ve Türkiye bu noktadadır Allah ‘a şükür, eğer bir hizmet verebilmişsek biz ancak bahtiyarlık duyarız. “

Gladio Örgütler

By Ergenekon | Mayıs 3, 2008
Under: Artakalanlar
Comments: No Comments »

İtalyanca Gladio, Kılıç demekti. İtalyanlar bu sözcüğün gerçek anlamıyla ancak 1988 yılında tanıştılar. O yıl, kü­çük bir italyan köyü8 yakınlarında şüpheli bir aracın ara­nırken patlamasıyla üç kişi öldü ve gizli bir örgüt tesadü­fen ortaya çıktı. İtalya’da NATO bünyesinde kurulan bu gizli örgütün adı Gladio’ydu.
Soğuk Savaş yıllarında Amerikalılar, komünizmin ya­yılmasını önlemek için CIA desteğiyle çeşitli Avrupa ülke­lerinde paramiliter örgütler kurmuşlardı. Amaç, komü­nistlerin gerilla savaşma karşı, kontrgerilla faaliyeti yürü­tecek birimler oluşturmaktı. Komünizmin en güçlü oldu­ğu İtalya’da başlayan bu faaliyet, kısa zamanda tüm NATO ülkelerine yayılmıştı. Hazırlıklar o kadar gizli yürütülü­yordu ki, bu gizli örgütün örtülü faaliyetlerinden bazen başbakanların bile haberi olmuyordu. Gladio, kadrolarını kurmak için çok da elverişli bir kaynak bulmuştu: ikinci Dünya Savaşı’nda nazilerin yanında saf tutup, savaş sonra­sı işsiz kalan faşistler, bu yeni mücadelede tetikçi olarak görevlendirileceklerdi. Onlara “Artakalanlar” deniliyordu.
Örgüt, savaş tutsağı olarak çok iyi korunan kamplarda tutulan önemli nazileri buradan kaçırarak çekirdek bir kadro oluşturdu. Kısa zamanda çeşitli Avrupa ülkelerinde faili meçhul cinayetler, bombalı sabotajlar, kanlı saldırılar gerçekleşmeye başladı. Gladio, bu eylemleri bazen solcu­ların üstüne atıyor, bazen de bu yolla halkın devlete bağlı­lığım artırmayı amaçlıyordu. 40 yıl süren bu faaliyet, ni­hayet 1990 kışında italya’da açığa çıktı ve arkası çorap sö­küğü gibi geldi.9 Gladio’nun faaliyetleri bütün NATO üyesi ülkelerde birer birer ortaya çıkarıldı; meclisler ayağa kalktı, hükümetler devrildi. Yalnızca tek bir ülke bu te­mizlik kampanyasının dışında kaldı: Türkiye.
Bir tek Türkiye’de Avrupalı gladyatörlerin örtülü uzan­tıları açığa çıkarılamamış, “Kılıç” düğümü çözülememişti.
Ama Abdullah Çatlı’nm cenazesindeki bildiri O’nun örtülü bir savaşta yan tutup, bir kılıç gibi savaştığını söy­leyerek her şeyi açığa vurdu. Bildiride denildiği gibi bu hizmeti kimse anlamamıştı. Ta ki Susurluk kazasına ka­dar.

3 Mayıs 1988′de Kuzey Sagrola yakınlarında Peteano köyü. 9      Savcı Felice Casson, Peıeano’da bulunan silah ve patlayıcıların İtalyan Gizli Servisi SlSMl’nin deneliminde olan depolarda saklandığını saptadı. Jandarmaların ölümüne neden olan üç neofaşisti ömür boyu hapse mahkûm ettir­di. Yargılama sürecinde bir general ile bir yarbayın soruşturmayı saptırdığı­nı belirledi. Ve S1SM1 arşivlerinde çalışma yapmak için Başbakan Andreotti’ye başvurdu. Ocak 1990′da yaptığı başvuruya uzun süre yanıt alamadı. Savcı Felice, 20 Temmuz 1990′da Andreotti ile görüştü ve SISM1 arşivine girdi.

Izmir-Bursa karayolundaki kazadan gelen ilk haber, dik­katleri araçta bulunan üç isme topluyordu:
İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak ve Inter-pol’ün bütün dünyada aradığı ülkücü Abdullah Çatlı…
ilk ikisi, kamuoyunun tanıdığı isimlerdi. Ama kazada ölen ve üzerinden “Mehmet Özbay” kimliği çıkan üçüncü kişinin aslında Abdullah Çatlı olduğu yarım saat sonra bü­tün gazete ve televizyon bürolarına gelen esrarengiz tele­fonlarla bildirildi. Çath’ya ilişkin bilgiler ortaya çıktıkça kuşkular büsbütün arttı. Acaba Çatlı devletle iç içe eylem­ler yapan bir Kılıç mıydı? Acaba Gladio’nun Türkiye’deki ayağı ya da Türk gladyatörlerinin lideri miydi?

Ergenekon - Artakalanlar Bölüm 2

By Ergenekon | Mayıs 3, 2008
Under: Artakalanlar
Comments: No Comments »

Bu korkunç ifade, 17 Kasım 1980 günü Haluk Kırcı tarafından Ankara Sıkıyönetim Savcılığı’na verildi. Kırcı, daha sonra iıikâr edeceği ifadesinde4 12 Eylül öncesi An­kara Bahçelievler’de Türkiye İşçi Partili 7 genci öldürme­lerini işte böyle anlatıyordu. Bu ifade, verildikten 16 yıl sonra bugün daha da anlam kazandı. Çünkü Kırcı’nın ifa­desinde “Büyük Reis” diye söz ettiği, arabayı kullanan ve silahı alan “Abdullah” adlı kişinin soyadı Çatlı idi.
7 TlP’li davasından hafızalarda üç kilit isim kaldı. Ci­nayetleri üstlenen Haluk Kırcı, o davada idama mahkûm oldu. 10 yıl yattıktan sonra infaz hesabı “yanlış” yapıldığı için 26 Nisan 1991′de salıverildi. Yanlışlık anlaşılınca ye­niden aranmaya başlandı. Ama sırra kadem basmıştı.5 Sa­nıklardan ibrahim Çiftçi’nin idam cezası Yargıtay’dan dön­dü.6 Toplu kıyım davasının “Büyük Reis”i Abdullah Çatlı ise, o dönem yakalanamadığından yargılanamadı, lnterpol tarafından aranırken, Bahçelievler katliamından 18 yıl sonra kuşkulu bir trafik kazasında öldü.
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesi’nin 19 Ara­lık 1985 tarihCenazesi, eski ülküdaşları tarafından ancak şehitlerin sarılabildiği Türk bayrağına sarılarak sloganlar arasında kaldırıldı.7 Cenazede ülkücülerce dağıtılan bir bildiri as­lında her şeyi anlatıyordu:
“Yıllar var ki, ülkemiz örtülü bir savaşın içinde. Ab­dullah Çatlı bu savaşta yan tuttu. Yan tutmakla kal­madı, risk aldı, bedel verdi. Abdullah Çatlı kılıç gibi savaştı, lakin kimse anlamadı. ”

E:1984/55, K:1985/311 sayılı gerekçeli kararının 21-22 sayfalarında “Sanık Haluk Kırcı, hazırlık soruşturması sırasında bazen As­keri Savcılığın gerek görmesi, bazen de sanığın müracaat etmesi üzerine ye­di kez ifade vermiştir. Bu ifadeler içinde gerçeğe en yakın olan ve olaylara uygunluk arz eden ifade sanık Haluk Kırcı’nın 17 Kasım 1980 tarihinde As­keri Savcılıkça alınan ifadesi ile yine aynı gün tutuklama mahkemesinde hâkime verdiği ifadelerdir” görüşü yer alıyor.5 Haluk Kırcı, 10 Ocak 1999′da Kartal’da yakalandı. Susurluk çetesine üye olmak suçundan 4 yıl hapse mahkûm oldu. 18 Mart 2004′te 2. kez yanlışlık­la tahliye edilen Kırcı, Şubat 2005′ıe Ukrayna’da yakalandı. Türkiye’ye geti­rilip hapse kondu.
Bu davanın sanıklarından İbrahim Çiftçi Ankara Sıkıyönetim Komutanlı­ğı 1 Numaralı Askeri Mahkemesi’nin 19 Aralık 1985 tarih ve E:1984/55, K:1985/3U sayılı kararı ile öteki sanıklar Ömer Yavuz Hacıömeroğlu, Abidin Şahiner, Mehmet Kundakçı ve Kadir Temir ile birlikte beraat ettiler. Çiftçi Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz’ü öldürmek nedeniyle idam ce­zasına çarptırıldı. Cezası Yargıtay’dan döndü. Yıllar sonra MHP Genel Baş­kan Adayı oldu.
7 Çatlı 5 Kasım 1996′da Kurşunlu Camii’nde kılınan cenaze namazından son­ra üç bin kişinin tekbir sesleriyle Nevşehir’de toprağa verildi. Törene BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanı sıra yeraltı dünyasından Drej Ali (Yasak) ve Feridun Öncel gibi isimler de katıldı.

Ergenekon - Artakalanlar Bölüm 1

By Ergenekon | Mayıs 2, 2008
Under: Artakalanlar
Comments: No Comments »

Susurluk’ta olup bitenleri tam olarak anlayabilmek için 18 yıl öncesine, 9 Ekim 1978 gününe dönmemiz gereki­yor. Türkiye’yi sarsan bu tartışmanın başrol oyuncuları, 18 yıl önce bir geceyansı Bahçelievler’de bir evin2 önünde buluşmuşlardı, içeride Türkiye işçi Partili 7 genç vardı.3 Dışarıdakiler, saat 01.30 sıralarında TlP’lilerin bulunduğu dairenin kapısını iki kez çaldılar. Gelen, azraildi.

“Kapı açılır açılmaz içeri girdik. Hepsini yere ya­tırdık. Ne yapacağımız konusunda talimat almak için Abdullah’a birini gönderdik. Abdullah eter ve pamuk vermiş, ‘Hepsini tek tek bayıltıp öldürelim’ demiş. Dı­şarı çıkıp, arabada bekleyen Abdullah’la konuştum. ‘Evde öldürmek zor olacak, ikişer ikişer götürüp öl­dürelim’ dedim. ‘Olur’ dedi. İki kişiyi Büyük Reis’in arabasına bindirip Eskişehir yoluna götürdük. Müsait bir yer bulup ikisini de yere yatırıp kafalarına ateş et­tik. Geri döndük. Böyle zor olacağını anlayınca Ab­dullah, ‘Tek tek boğalım bunları’ dedi. Bir tanesini zorla boğdum. Diğer dördünü bu şekilde öldürmek de zor olacaktı. Arkadaşları gönderdim. Sonra da sedirin üzerinde bulunan dört kişiye yakın mesafeden ateş ederek mermilerin hepsini boşalttım. Silahı da götü­rüp Abdullah’a verdim. ”

3 Kasım 1996 Pazar günü 06 AC 600 plakalı 1996 model Mersedes 600
otomobil, 20 RC 721 plakalı 1982 model Ford kamyona saal tam 19.15′te
çarptı. 2     Bahçelievler 15. Sokak 56/2.
Serdar Alten, Osman Nuri Uzunlar, Latif Can, Salih Gevenci, Faruk Ersan,
Efraim Ezgin, Hürcan Gürses.