12 Eylül ve Ülkücüler
12 Eylül darbesi, ülkücü hareket için tam anlamıyla bir hayal kırıklığı ve yıkımdı. Yıllardır sokaklarda, okullarda, meydanlarda devlet adına savaşıp kan dökmelerine rağmen sonunda takdir yerine tektirle karşılaşmışlar, iktidar koltuğu beklerken kendilerini birden cezaevinde buluvermişlerdi. Öpmeye çalıştıkları elden tokat yemenin acısıyla şaşkına döndüler, kırılıp küstüler… Fikirleri iktidarda, kendileri zindandaydı. Mahkemeye çıktıklarında öfke doluydular. Türkeş sorgusuna “Cumhuriyet tarihimizin en önemli davasına bakıyorsunuz. Bizi yargılıyorsunuz. Tarih ise bizi olduğu gibi sizi de, iddia makamını işgal eden bu zevatı da yargılayacak. Hükmünü verecek” sözleriyle başlayacaktı.
Sıkıyönetimde MHP davası başlarken, idamla yargılanan partililer, içinde bulundukları durumu bir türlü kabul edemiyorlardı. Hemen hepsi devlet tarafından kullanıldıklarına ve işleri bitince bir kenara atıldıklarına inanıyordu. Özellikle son dönem ülkücü harekete damgasını vuran Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları bu görüşe sahipti.
O kadrodan Yaşar Yıldırım darbe koşullarının olgunlaşması için terörün önlenmediğine inanıyor:
MHP Genel Başkam Alpaslan Türkeş ve 586 arkadaşı için Ankara, Çankırı, Kastamonu illeri Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcıtığı’nm hazırladığı E: 1980/7040, K: 1981/600 sayılı iddianame ile açılan MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası tutanakları.
“Geçmişe baktığımız zaman kullanılmanın ötesinde şeyler var. Kullanılmış ve eski bir mendil gibi bir köşeye atılmıştır, hakaret edilmiştir, gururuyla oynanmıştır, şahsiyetiyle oynanmıştır ülkücülerin… Yani kullanılmanın da ötesinde böyle bir hadise de olmuştur. Çünkü 1979 ile 1980 arasında ölen insanlara baktığımız zaman 5000 ölen insanla karşılaşırsınız. Bunu engellemeye devletin gücü yetiyordu da niye bir yıl bekledi? Şartlar olgunlaşacaktı. Şartların olgunlaşması için herkes elinden geleni yaptı. ”
Ama ilk birkaç ay Sıkıyönetim’de MHP soruşturması yoğun bir şekilde sürerken, üçüncü ayın sonuna doğru, yukarıdan gelen bir talimatla hızlandırıldı ve dava, kanıtlar daha tam toplanmadan alelacele açıldı. Kimilerine göre bu acelenin nedeni, hareketi bir an önce mahkûm etmekti. Kimileri ise “Devletin bize yine ihtiyacı var” diye düşündüler ve haklı çıktılar.
Ülkücülerin mafyanın eline düşmesinin de bir mantığı vardı Yaşar Yıldırım’a göre:
“80 öncesi ülkücülerin misyonu devlete göre ve belli güçlere göre bitmiştir. Niye? Çünkü artık komünizm tehlikesi kalmamıştır. Ülkücülerin sivil gücüne de kimsenin ihtiyacı yoktur. O zaman bu potansiyeli bir yerlerde değerlendirmek ve kontrol altına almak lazımdır. Bugün iddiam şudur ki; mafya ile ilgili hususlarda mutlaka polisin bir ilgisi vardır. Yüzlerce arkadaşımız cezaevinden çıktıktan sonra simit parası bulamamıştır ve bir de kontrole alınmış… Niye? Bu insanlar i’atanını milletini sever. Ne olursa olsun, mafya olsun, başka bir yerde işadamı da olsun, bürokrat da olsun… vatanına milletine ihanet etmez. Onun için bu insanlar bir şekilde belirli yerlerde değerlendirilsin ve kullanılsın diye düşünülmüştür. “
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Duis vitae risus ut lectus adipiscing mollis. Cum sociis natoque penatibus et magnis dis parturient montes, nascetur ridiculus mus. Suspendisse potenti. Mauris condimentum erat vitae elit. Aliquam laoreet sem sit amet tellus. Vestibulum vel urna tristique erat vehicula malesuada. Nam scelerisque. Nam molestie cursus urna. Aenean ac dui. Mauris laoreet. Curabitur augue nulla, semper quis, ultrices non, facilisis eget, urna. Ut in lectus.